"Öteki Düşkenar" için
Ne Dediler?








A.Uğur Olgar: İnsan, Denizden Doldurulmuş Yalnız Toprak

1951 Kayseri doğumlu olan şair A.Uğur Olgar, İstanbul Üniversitesi 
Hukuk Fakültesi mezunu. Silifke'de avukatlık yapıyor. Cemre Düştü (2004) 
adlı ilk kitabından sonra Mart 2007 yılında Kül Sanat Yayıncılıktan 
ikinci kitabı Öteki Düşkenar yayımlandı. Şiirin tanımlanamadığı savından 
yola çıkarak bir tanım da biz getirelim ve şöyle diyelim. Şiir,. insanın 
yerine doğayı, doğanın yerine insanı ve onun hâllerini koymak, onların 
birbirinin yerine geçmesi ise eğer… A.Uğur Olgar, bu işi çok iyi 
başarmış diyebiliriz rahatlıkla. Doğadaki olayları insana, insanın 
hâllerini doğaya uyarlamak uzaktan kolay gibi görünse de çok zordur. 
İçimizde bazen nefret rüzgârları eser, yakar kavurur içimizi, kine 
dönüşür kimi.. kimi zaman da, usul usul hafifler, ılık bir yele 
dönüşür akar gider içimizden. İzin verdiğimiz için, gitmesini 
istediğimiz içindir biraz da bu gidiş. Şair gidenlerin yerini 
şiirle doldurur. Dallarımızı kolllarımızı sallamış, sarsmış, 
meyvelerimizi dökmüştür dökmesine.. İşte tam da burada, 
Edip Cansever"in dizelerini anımsarız; "Ne gelir elimizden 
insan olmaktan başka", Ve oluşun halleri olarak görürüz yaşamı… 
İyilik kapıları açılır içimizden dünyaya ve öteki insanlara. 
İşte şiir de böyledir. O da   yakıp kavurabilir bizi, o da 
dökebilir kimi zaman yapraklarımızı. A.Uğur Olgar'ın dizelerini 
okurken hep bir rüzgârın kitabın sayfaları arasında dolaştığını 
hissettim. Rüzgârıyla dokunmadığı, dolaşmadığı yer, ulaşmadığı 
nesne yok gibidir. Yalnız yaşadığı ülkeyi mi, dünyayı da dolaşır 
durur. Küba'dan Mısır'a kanatlarının üzerinde bir yolculuk yaptırır 
bize. Mitolojik kahramanlardan başlayarak tüm insanlara dokunup geçmek 
ister. Şairin yalnızlığı, insanın yalnızlığına değsin ister. Yalnızca 
insanlar değil doğadaki tüm canlılar, hayvanlar bitkiler de şiirinin 
içindedir. Sanki onlara değerken yaşama da değiyor, bizim de değmemizi 
istiyordur. 
" Yunan vazoları geometrik kanunlara tamı tamına uyarlar. Bu yüzden de 
soğuk ve cansızdırlar. Basit bir köylü çömleğinde çok daha fazla canlılık 
ve sevinç vardır. Japonlar çok defa çömlekçi çarkından tabi olarak yükselen 
kusursuz şekli kasten bozarlar. Çünkü onlarca gerçek güzellik bu kadar 
düzenli değildir."(1) Olgar'ın şiirlerinde bazen Yunan vazoları gibi 
geometrik bir düzen, bazen bir köy çömleğindeki coşku ve sevinç bazen de 
Japon'larınki gibi bozulmuş bir düzen vardır. Her şey düzenli giderken, 
kendinizi şiirin büyülü havasına kaptırmışken, karşınıza sürpriz bir olay 
ya da canlıyla çıkabilir.

'Fareler de göçtü deliklerine
Sarı yüzüne kapatınca kendini
Yalancı sürem' (sayfa; 65, Güz Yangını Gün)

Düzeni bilerek bozar, herkesin girdiği boy sırasından hizayı bozarak çıkar. 
Şair yüreğine saplar kalemi her şiirin sonunda, sırtına sessiz harf 
saplanmış son sözle konuşur.
Farklı olmak adına deneylere girmez. Doğanın sesine kulak verir, bizim de 
öyle yapmamızı sağlar. 

Çok ileri gitti eylül, bir saat
Geri aldım göçmen kuşlardan ( syf; 40, Gel Flora)

Arı duru bir Türkçe kullanarak insanı ve hâllerini bize duyumsatır. Kendi 
savrulurken bizi de savurur yazdıklarıyla. İster istemez şairin sesine kulak 
verir duyularınızı açarsınız. Bunu sağlayan şairin içtenliğidir, sahiciliğidir. 
Olanı biteni, durup duranı şiire çevirir, farklı bir gözle bakmamızı sağlar. 
Durağan olan her şey onun şiirinde şey ve şeyler olmaktan çıkarak bir anlam 
ve hareket kazanır. Sanki şeylere ruh veriyordur. İnsan dokunmuştur onlara, b
oyut değiştirmişlerdir. Farklılaşmış  halleriyle onlar bize, ruhumuza 
dokunmaktadır artık. Onda ayrılıklar acı biber tadındadır. Sekizinci Uyur 
şiirinde (syf; 68) yabancılaşan insanı kendinden yola çıkarak tanımlar. 
Kuşlar Bir Kez (syf; 13) de ise, bizimle karşılıklı oturup dertleşen bir 
arkadaş gibidir.

Anlaşılan hiç gülmedi bu ağaç
Bu kavak kavak uzayan hayatta

Yaşam denilen şeyin aslında ne kadar  yalın, onu karmaşıklaştıranın da 
bizler olduğumuzu duyumsatır. Sorunun bizim algılama biçimimizde olduğunu 
kavradığımızda her şey daha yalın her şey daha güzel görünecektir gözümüze. 
 'şiir yazacaksın kadeh kadeh, üşümeyecek/ elinden tuttuğun kısa pantolonlu 
zaman' diyen de odur.
Vefa onun şiirinde üçüncü kümede değildir. Puşkin, Mayakovski, Ruhi Su, 
şairin dizelerinin arasında konuk gibi değil, sanki kendi evlerindeymiş gibi 
dolaşırlar. Olgar, uzamı değiştirip doğayı konuşturup dille oynayarak 
bambaşka görüntüler yaratıyor... Umarım bundan sonraki şiirlerinde de bu 
biçemin daha aşkın örneklerini görebiliriz.
Şiir, bir sanat eserinden beklenen etkiyi yapmış, ilkin bizi heyecanlandırmış 
sonra da başka bir biçimde düşünmemizi sağlayarak içimizdeki bir yerleşkeyi 
yıkmış, ördüğümüz duvarları sallamış, dolayısıyla bir değişim ve dönüşüm 
yaratmışsa...

Derin bir şiirin sessizliği başlar
Adını eğer önüne (syf; 19, Adı Konulur)

A. Uğur Olgar, Öteki Düşkenar, Kül Sanat Yayıncılık, Mart 2007
(1) Read Herbert, Sanatın Anlamı, T. İş Bankası Kültür Yayınları, 1974

Hülya Deniz Ünal



"Öteki Düşkenar - A.Uğur Olgar: Andız dergisi 
editörü Uğur Olgar'ın bu kitabı geçen sene pek 
çok şiir kitabı yayınlayan Kül Sanat Yayıncılık'tan 
çıkmış. Olgar, zaman zaman toplumcu gerçekçilikle, 
zaman zaman düşsellik içeren imgelerle, zaman zaman 
da tabiat görüntülerinin şiirleştirilmesiyle kalemini 
hareket ettiriyor. Ruhunu gökyüzüne dayamış bir şairin
dünyayla olan irtibatını kesmediğini düşündürüyor
bize. Caddelerden ara sokaklara, tabiatın kucağından
insan hallerine, günlük durumlardan zamansızlıklara
gidip gelmeyi deneyen şiirlere imza atıyor 
Uğur Olgar. Kitaptan birkaç dize: "sokağa düşüyor / 
ernesto şarkılarının gölgesi / bir küba ikindi güneşinde /
dağların sırtında parçalıyorum / uyku yeniği gitarları".

Süreyya BARUTÇU / Şiir Kırlangıcı - IV 
[ Akatalpa - Sayı: 89 ]



ÖTEKİ DÜŞKENAR...* 

A. Uğur Olgar'ın ikinci şiir kitabı "Öteki Düşkenar" var elimde 
birkaç gündür. 'Öteki', 'düş' ve 'kenar'... Şiir'e, şair'e nasıl 
da yakışan sözcükler!.. A. Uğur Olgar, işte o 'öteki' kenarda 
duruyor, oradan, 'düşkenar'dan sesleniyor bize. "Aşk özürlü 
bayatlamış dünya"ya isyan eden, yerine taptaze bir soluk üfleyen 
şiirler... Kimi kez şekvayla: "keşke çekilmeseydi sular / 
görünmeseydi dünya denen uslanmaz ada" ya da "herkes suçlu 
ivecenliğinden kışın"; kimi kez de ümitvar: "sınırlarım genişledi 
rüzgârlara yenildikçe"ve "birlikte sağalacağız karanfil çiğneyerek" 
diyen..Bakın kitabın önsözünü, 'beğence'sini yazan Ahmet Günbaş nasıl 
güzel özetlemiş: "Doğrusunu söylemem gerekirse Olgar'ın şiiri, 
her türlü kirlenmeyi Akdeniz mavisiyle yıkayıp arıtan, bol güneşli, 
kucağı geniş, barışçıl, duru bir şiir. Her fırsatta suya doğru koşuyor. 
Duruluğu, 'insan, denizden doldurulmuş toprak' örneğinden anlaşılacağı 
üzere suyu öncelemesinden geliyor; 'suda kalabalıklaşmak' imgesiyle 
esneyip gerindikçe en uzak kıyılara ulaşıyor özdeşim dalgaları; 
Adriyatik'ten İspanya'ya, oradan Küba'lara varabiliyor. Gölgede 
kaldıkça 'ayfeneri'yle ışıtıyor içimizi."
 
Kitabın arka kapak yazısını yazan Uluer Aydoğdu'nun son satırlarına 
bakalım bir de: "Kitabı okuyup bitirdiğimde A. Uğur Olgar'ın bana 
taşıdığı hayatın dirim, hüzün ve masal kokan tadıyla sokağa çıktım, 
insanların arasına karıştım, yürüdüm ve yürürken -dilimde bir dize; 
insan: denizden doldurulmuş yalnız toprak- düşündüm: Bu şiirleri 
okumasaydım ne olurdu? Okumasaydım eksik kalırdım." Kitaptan, şairin 
temel izlekleri olan doğa, insan ve yaşama sevincini, yerel ve evrensel 
olanı sarmallamış bir şiir:

YAZA DOĞRU 

ilk yağmurun sürüklediği tozlu yol 
şev bitiminde gün seralı ovaya varır 
camlarda parlar kavuşmanın altın sevinci
 
yaza saklanmıştır karıncanın çalışkanlığı 
doruklaşmamıştır biriktirilen taze toprak 
baharın uzadığı uyku sersemliğinden bellidir 
nazlı kanatlarını açmaya üşenen ecenin 
anlattığı kış öyküleri yeşili biler 
en istekli klorofil yerinden
 
ötede ırmak denize kaçar alıp bohçasını 
her caretta suya atladığında burada deprem 
orda tsunami olur samba kıyılarında
 
nöbetimi uzat bu dem ey yargıcı
 
Şairin diliyle "üç yanı çiçeklerle çevrili Anadolu yarımadasıyım 
bugünlerde / hasret dördüncü yanım..." 

Bence A. Uğur Olgar'ın şiiri de öyle: Üç yanı çiçeklerle çevrili, 
dördüncü yanı hasret! Okudum, çiçeklendim. Teşekkürler şair!.. 

*Öteki Düşkenar / A. Uğur Olgar / Kül Sanat Yayıncılık

Perihan Baykal



Öteki kenarlarda dolansa da şair, aslında kenarsız 
bir dünyanın bilincindedir… Yine de;

İç’tir düşleri… Düşleri, durulmayan deli kan… Düşler ki, 
uzak ülke varılamayan… Buz dağlarında deli orman coşkusu…

Elini Çabuk Tut Şair” istenciyle yeni biçimlendirme 
yeteneğini kullanır “üç ayaklı masa”sı için…

Yağmurdan, topraktan, güneşten yeni beklentileriyle 
birlikte coşturup yüreğini,  karanlığın tüllerini sıyırıp 
gün ağarmasına, ulaşmak ister o uzak ülke diyarlarına…

Beste kokuları alsa da, gitar tellerine serip öyküleri , 
önce dillendirir notalardaki ezgileri…”

Reyhan Sur



Okumayı bitirmek üzereyim ama hic bitmeyecek, dönüp dönüp 
tekrar okunacak siirler...

Candan Selman



buram buram Akdeniz...bitirdin beni..
 
eline kalemine sağlık..
 
 
keyifle okuyoruz..geniş bir değerlendirme yapacağım bir ara...

Fadıl Oktay




"Öteki Düşkenar"ı okudum.
Yüreğinize sağlık. Kitabınızda tekrar okumak üzere işaretlediğim 
ve okuduğum şiirler şunlar: Sonsuz Masal, Yüreğim Su, Akşam Üstleri Sulanan Çim, 
Günce, Gel Flora, Sonumsu, Yaz Suyun Aynasına, Alışmaya Vaktim Yok, Ayfener.

Kitabınızla ilgili olarak günlüğüme şunları yazdım:
 
"A.Uğur Olgar'ın şiirinde doğa var. Doğanın kişileştirilmiş hali var. 
Gizemini insanîleşerek sunan ya da saklayan doğa var.
Olgar'ın anlattığı/söylediği doğa, insanın sıkıntısını, yalnızlığını, 
çaresizliğini, zaman ve mekan karşısındaki aczini yansıtan bir araçtır.
Olgar'ın şiirinde insan hayat için yeni masallar anlatır durur. 
O masallara da zaten "kim uyanır" ki!"
 
Kitabınız ve güzel şiirleriniz çin kutluyorum.
Şiir yolunuz açık olsun.
Selam ve sevgiyle...

Fahrettin Koyuncu



Farklı olmak ne güzel diye düşündüm yazdıklarınızı okurken, 
duyumsayan yüreğinizi, gören gözlerinizi ve dünyayı kucaklayan 
kaleminizi kutluyorum. Daha nice başarılara ulaşacağınızdan da 
eminim. Sevgilerimle.

Arzu Eşbah



Şiire Cemre Düştü'nün yatağını genişleterek akıyor şairin ırmağı.
Kutluyorum.Bugün,yarın yazımı bir dergiye göndereceğim.
Sevgiyle,şiirce kal...

Bülent Güldal



DÜŞLERDEN DİZELERE

Gazetelerden ve televizyon ekranlarından günüme düşen  karanlık,  
Akdeniz'den gelen sıcak bir sevgi selamıyla ışıyıveriyor. 
Dalıveriyorum ben de Öteki Düşkenar'ın dizeleri arasına..  
Dizeler; "ışıksız geçen onca asrın bıraktığı/yosun karanlığını" 
haykırıyor. Anadolu'm geçiyor gözlerimden, Anadolu'mun bağrı yanık 
insanları.. "...yukarıda ay bir ışımlık tanık, 
yer sofrasında/sini sini haksızlık.." Yoksulluğu, yolsuzluğu, 
karanlığı yazgı belleyen suskun insanlarımın sesini duyuyorum:
"...

Söyle yazgı, kalemi eline tutuşturduğunda
Tanrı, bir köşede gülüyor muydu kurşuni ağzıyla
O hep kırar mıydı uçunu açamadıklarını
O bir kral mıydı soytarısı olmayan.." 
Düşlerim geliyor aklıma; hüzün, sevda, umut, karabasan yüklü düşlerim..
Düşlerimin, düşüncelerimin dizelerde can bulduğunu gördükçe, 
ürperiyorum. Yüreğimin kalemini tutan dizelere dalıp gidiyorum, 
Küstürdüğümüz güller, köprü altında yaşamaya terk ettiğimiz umutlar 
dile geliyor:

"düş azdı
gülün küstüğü gece
köprü altında uyudu umut"
 
Uğurladığımız canlar, " aynı kuşun ağacıydım/biri vurulunca hepsi düştü/
zeytin karası küstü gözleri/gidenlerin ardından bakakaldı kurşun.." 
dizeleriyle canevimde hüzne duruyor yeniden.. Bir ipin ucunda 
sallandırılıyorum üç kez, Karadeniz'de on dört yerime karanlıklar 
saplanıyor; Bedrettince kanıyor yüreğim, Uğur'luyorum hepsini yeniden 
karanlığa, aydınlık adına.. Ama aydınlanmıyor, daha da kararıyor göğüm. 
"Kuşlar bir kez öldüydü oysa.." Ben, hergün ölüyorum. 
Hangi karanlığa hangi dizeyi mum yapsam, bilmiyorum. 
"Son Deniz" de uçan ateş kuşlarından ölü çocuklar yağıyor dünyanın 
üstüne. Barış güvercinleri kanatlarını kanla yıkıyorlar. Dünya, 
utançtan kızarıyor; dizeler kızarıyor, "yandı gökyüzünün biricik sultanı" 
görüyorlar.. İnsanlar ebedi uykusunda.. Bilmedikleri, "dünya alınmaz 
bir kaledir bazılarınca/ne kadar kuşatılsa da.." Dünya, insanlara fazla, 
diyesim geliyor. Benim yerime şair demiş yine: "keşke çekilmeseydi 
sular/görünmeseydi dünya denen uslanmaz ada.." 
Ozan değilsem de ozanca çarpıyor yüreğim her zaman."..usuma gece yarısı 
gelen kelimeleri/kesiştirmek istiyorum, bana üşüyen/bana donan, tir tir 
titreyip bana/yangınlardan kalan kelimelerle../ beni anlarsa bir tek o anlar." 
Dizeleri, beni de anlayan, beni de anlatan..
 
Yüreğiniz de kaleminiz de çok yaşasın Sevgili Olgar. Dizeleriniz, 
dileğimi anlatsın son olarak:
"!!..
bu ezgi hiç bitmesin kıyılarımızda
kırıp eski zincir ve prangalarımızı değiştirelim
yenisiyle."
 
Prangasız bir dünya dileğiyle..
                                                                                                           
A. UĞUR OLGAR
ÖTEKİ DÜŞKENAR, ŞİİR,77 SAYFA
KÜL/sanat YAYINLARI, MART 2007, ANKARA

Ayşe Çekiç Yamaç
18.3.2007



"Öteki Düşkenar" dün pencereme kondu ve hemen aldım içeri, 
okudum: Ellerinize/yüreğinize/usunuza/emeğinize sağlık...
 
ve... " martıları beyaz çöker karanlığın..."
 
Güzel günlere/yarınlara...
 
Sevgimle...
 
tan doğan
 


Uğur Olgar, şair..Edebiyatın gözü aydın! Kutluyorum..

Selim Cemdağ



Okurken; yüzümde güller açıyor, hissediyorum... Çok teşekkürler...

Bahattin Yıldız 



Sevgili A. Uğur Olgar'ı kutluyorum. Hayırlı olsun. 
Ayrıca Öteki Düşkenar'ın arka kapağını yazmak benim için 
onurdu. İnararak ve severek yazdım.

"A.Uğur Olgar
Hayatın hallerini sözcüklere dönüştürmeye ve bu sözcükleri ustalıkla 
hayatın olağanüstü bir hali olan şiire çevirmeye dayanır A. Uğur Olgar’ın 
dizeleri. Hayatla şiir arasındaki o kısacık, o upuzun, o büyülü yolu yürür. 
Bütün yoğunluğu ve gerçeği ile şiire taşır hayatı. Bu yüzden itinayla seçer 
sözcükleri A. Uğur Olgar. Şiire taşınan hayatın kırılmalara uğramasını istemez. 
Burada hayatın, şiirde yeniden üretilip yaratılması görülür,  yoksa hayatın 
yansıması değildir A. Uğur Olgar’ın şiirleri. Hayatın enva-i çeşit rengini 
şiire katar A. Uğur Olgar, o gardan kalkar, sözcüklere ruh üfleyerek can 
verir. Tam da bu yüzden ‘sözcüklerle şiir yazanlardan’ farklı bir şekilde 
kanlı, canlı bir süreçtir şiirleri. Onda katı, sabit, duran hiçbir dize 
bulamazsınız. Bir akışkanlık mı? Kesinlikle. Akar hayattan sözcüklere, 
sözcüklerden şiirlere, şiirlerden bize. Bir bakarsınız “Alıcı gözle 
yaşanan yaz”ı taşır, bir bakarsınız “toprak izleri bırakıyor”dur  
“onulmaz sızım” dediği hayat “balıkların sırtına”. Sonra “tenha bir 
gülün kıyısında sarıca arı” vardır, “taşınmayı özleyen polen”. Öyledir, 
“ne çok kalabalığız bu dem”de demlenir A. Uğur Olgar, bu demde yazar 
şiirlerini. Kitabı okuyup bitirdiğimde A. Uğur Olgar’ın bana taşıdığı 
hayatın dirim, hüzün ve masal kokan tadıyla sokağa çıktım, insanların 
arasına karıştım, yürüdüm ve yürürken -dilimde bir dize; insan: denizden
doldurulmuş yalnız toprak- düşündüm: Bu şiirleri okumasaydım ne olurdu? 
Okumasaydım eksik kalırdım." 

Uluer Aydoğdu 



ANDIZ'DAN GÜL SAVAŞLARI'NA

 Sevdiğim şairleri yakıcı dizeleriyle anımsarım her zaman. 
A. Uğur Olgar adı da aşağıdaki dizeleriyle yer etmiş belleğimde:

"pankart açıyor andız ağacı:								 
' sabah olmadan ne geceler ölür							    
tanıklığında ormanın'"
"şimdi yorgun yengiciyim gül savaşlarında"

İlki coğrafyasını, sonraki evrensel uzanımını işaret ediyor şairin. 
Doğrusunu söylemem gerekirse Olgar'ın şiiri, her türlü kirlenmeyi 
Akdeniz mavisiyle yıkayıp arıtan,  bol güneşli, kucağı geniş, barışçıl, 
duru bir şiir. Her fırsatta suya doğru koşuyor. Duruluğu, "insan, 
denizden doldurulmuş toprak"  örneğinden anlaşılacağı  üzere suyu 
öncelemesinden geliyor; "suda kalabalıklaşmak" imgesiyle esneyip 
gerindikçe en uzak kıyılara ulaşıyor özdeşim dalgaları; Adriyatik'ten 
İspanya'ya, oradan Küba'lara varabiliyor.  Gölgede kaldıkça "ayfeneri"yle   
ışıtıyor içimizi. 

Zeytine ve çakıl taşlarına aynı anda değen bir "gül yeli"  o. 
Toroslar'dan "aşk özürlü dünyanın tozunu" almaya çalışan tertemiz bir 
soluk. Kısaca "aşk dilinde şakımayı"  önemsiyor.  Naif gül 
efendisi kişiliği gerektiğinde gerilla  öfkesiyle uzlaşabiliyor. 
İnceliğinden,  yeteneğinden emin. Sorunsalıyla birlikte sahipleniyor 
insanı. "Taze yara"  izleriyle konuşuyor çekinmeden. Doğanın  konar-göçer 
seslerini ezgisel anlamda algılayıp şiire dönüştüren hassas kulakları,  
okuru içeriden örgütleyen telkari   kolları var.  Özellikle duyarlıkları 
doruğa yükselen Son Yaprak  ile Yaz Suyun Ayasına  şiirlerine dikkati 
çekmek istiyorum. Olgar'ı arayan oralarda bulabilir hemen.

Olgar, salkım saçak üslubuyla bir uzun yürüyüşe koşullamış kendini. 
Öyle sanıyorum  ki arkası gelecek, Andız'dan Gül Savaşları'na uzanan 
çağdaş kimliği ve yaşama yeni anlamlar ekleyen sözcük yontucusu emeğiyle 
giderek daha yalın bir kalıba dökülecek yazdıkları. 

Umarım zaman beni haklı çıkarır!

AHMET GÜNBAŞ



'Öteki Düşkenar'

Uğur Olgar, 1951 Kayseri doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
mezunu. Mersin'de yaşıyor.

Olgar'ın şiir ve yazıları, pek çok dergide yayımlandı. Edebiyatçılar Derneği
ve Dil Derneği üyesi de olan Olgar, halen "Andız Şiir ve Edebiyat Konalgası"
adlı seçki'nin yayın yönetmenliğini yapıyor. 

Yazımızın konusu, A.Uğur Olgar'ın "Öteki Düşkenar" adlı ikinci şiir kitabı.
Olgar'ın 2004 baskılı, "Şiire Cemre Düştü" adlı bir şiir kitabı daha bulunuyor.


"Öteki Düşkenar"da, şairin 59 şiiri yer alıyor. Kitap, bölümlere ayrılmamış.
Bir bölüm olarak düşünülmüş. Kitapta şu sözcükler, çok kullanılmaları nedeniyle
dikkati çekiyor: Ay, aya, bulut, cemre, çöl, deniz, gül, gece, gemi, ırmak,
karınca, kırmızı, kefen, katran, kuş, rüzgar, sürem, su, şarap, tren, tanrı,
yeşil, yağmur.

Şair, yaşadığı coğrafyaya ilişkin unsurları dizelerine taşıyor. Bu konuda,
"Sekizinci Uyur" adlı şiir örnek verilebilir. Sözgelişi şu dizeler:
"anladım/sessizce uzandım/ yedi uyurların yanına/sekizinci" (s.8).
Bulunduğu bölgeden hareketle, "deniz"i başat izlek yapmış. Bizzat
"deniz" ve "akdeniz" sözcüklerinden başka, şairin dizelerinde yer verdiği
şu sözcükler, bu düşüncemi destekler sanıyorum: ada, dalga, delta, gemi,
gemici, demir almak, iyot, kayık, kıyı, köpük, kum, kumsal, iskele, liman,
martı, mendirek, palamar, rıhtım, sandal, vapur, yelken, yosun, yalı,
Göksu, güney, sera, Sertavul ve Toros sözcükleri de yine şairin bulunduğu
bölgeye özgü sözcüklerden.

Olgar'ın dizeleri, Çukurova'yı aşıp, yer yer değişik coğrafyalara ve 
kişilere uzanıyor. Mayakovski ve Hasan Hüseyin'in birer dizesinin ödünç
alındığını görüyoruz.

Uğur Olgar'ın sözcükler türettiğine tanık oluyoruz. "Ayfener", "kayakkabı", 
"sırsız", "güzünlenmek" gibi. Yapılan işle ilgili çağrışımlar yapan
bu sözcükleri sevdiğimi söylemek isterim. 

Olgar'a göre, "insan: denizden doldurulmuş yalnız toprak"tır (s.11). 
"su: yaratılışın gür sesli durulayıcısı" (s.26). "yağmur: dünya evinin o
bildik temizleyicisi" (s.51). "yaprak" ise, damarına basılmış en klorofil
yalnızlık (s.72).   (sürecek...)

Mustafa YILDIZ / Mersin Güneyde İmece Gazetesi



A.Uğur Olgar'dan: "Öteki Düşkenar"

Derginin adı: Andız - Şiir ve Edebiyat Konalgası - "Hayatın Göç Yollarında 
Derin Soluk" (üç aylık seçki: P.K. 17 - Silifke / Mersin

Portakal kokulu bir dergi anlayacağınız. İşte bu derginin Genel Yayın Yönetmeni:
A.Uğur Olgar kendi şiir kitabını da gönderdi: "Öteki Düşkenar"... Bir süredir
bu dergi ve kitapla iç içeyim.

Öteki düşkenar "fevkaladenin fevkinde" şiirlerden oluşuyor. Sıkı şiirler,
ak şiirler, lirik şiirler... Yani şiirler şiirler şiirler... Boş yok 

Olgar, yeni tanıdığım şairlerden. 1951 Kayseri doğumlu olan A.Uğur Olgar'ın
özgün şiirlerini dergilerde görüyordum ve ilgimi çeken şiirler arasındaydı
şiirleri. "Şiire Cemre Düştü"den sonra bu ikinci kitabı: "Sevgili Necdet
Tezcan'a dostça, saygıyla. 28.3.2007" diye imzalamış. Kül/Sanat Yayıcılıktan
çıkan kitabı 80 sayfa ve 60 dolayında şiirden oluşmakta.

Önce Ahmet Günbaş'ın "Andız'dan Gül Savaşlarına" giriş yazısı ilgimi çekiyor.
Diyor ki Günbaş: "... Olgar'ın şiiri, her türlü kirlenmeyi Akdeniz mavisiyle
yıkayıp arıtan, bol güneşli, kucağı geniş, barışçıl , duru bir şiir."
Bir başka yerde de: "Zeytine ve çakıl taşlarına aynı anda değen bir güz yeli o.
İlgimi çeken saptamalardan biri de: Olgar, salkım saçak üslubuyla bir uzun
yürüyüşe koşullamış kendini."

Bu saptamalrdan sonra "daha ne denir" sorusunu sordum kendime, az öz türünden.
En iyisi şiirlerinden daha ilginç dizeler aktarmak galiba.

"konuş mart sevincinden çiçeğini uzatan zeytin dalı",

"insan: denizden doldurulmuş yalnız toprak",

"yalnızlığın ilk haritasını çizdi yaz güneşi",

"tanrı ile şeytanın kesiştiği yerde ay doğdu / güzünlenerek",

"neden sonra ayırt ettim mavinin sürekli ağladığını",

"birbirine sarılacak zencefil gecelerin kardağları",

"ikinci el bahar bulurum tanrı pazarında",

"dışarda yağmur, songüz bulutunda asılı çığlık",

"silahına yağmur değmemiş tuzoğlu tuz",

"ay kurdeleli şiir akşamından düşen / kırık dizeleri topluyorum",

"yaşanmamış bir sus işareti çıt kuşu",

" bir uçurum derinleşir zamanın tam/burasında",

"havada kışkırtıcı bir aşk kokusu var",

Bu çarpıcı, bu vurucu alıntılar A.Uğur Olgar'ın şiir dallarında çiçeklenip
çiçeklenip bağırıyor. Yani öz ya da saf şiirin alt yazısız görüntüleri.
Doğanın dize dize şiirleştiği yerden sunulan renk ve ipek cümbüşü.

Derginin sloganı gibi bu şiirler de "hayatın göç yollarında derin soluk" gibi.

Olgar'ı kutluyor, bereketli yarınlar diliyorum.

Necdet Tezcan









anasayfa