Şiir, tren rayına konmuş bir kelebektir. Tren geçerken uçar,
kaçar, ama vagonlar esin taşıdıkça, rayların birbirine sevdası
genleştikçe yeniden konar raylara usulca..

Şiir, uçurtmaların gözyaşlarını biriktiren bir şişedir.
Tanrı katında saklanır hep. Tanrı, aklına esip boşalttığında
güz başlar kağıtlarda.

Şiir, kör bir martının dev bir transatlantiğe çarpıp
batırmasıdır. Oluşan anaforda çırpına çırpına ölen
şairlerdir hep.
[Tan Edebiyat dergisinin 2. sayısında yayınlandı]

Şiir, akıntıya karşı yüzen somon balığıdır. Yazın nehrinin
binlerce kilometrelik döl yatağında, kaynağına varmak,
varınca da tohumlarını bırakmak için çabalar durur.
Sonrasında imgeden olma, şiirden doğma bir sürü şiircik
üşüşür belleklerimize..

Şiir, yazevimin balkonundan bahçeye bakarken gördüğüm
bahçıvanın japon gülü ağacı dibindeki ayrık otlarını
temizlerken tırnak aralarına dolan küskün topraktır.
Çünkü toprak yerinden yurdundan edildiğinde hep küser,
bir şiire konuk olma pahasına.

Şiir, bir kum saatidir. Çevrildikçe, saati dolduran
kumdaki yengeç ayak izlerini, burçlu kuleli kaleler
yapmış çocukların deniz rengi gülüşlerini hapseder
zamana..

|